12 Ağustos 2026 Çarşamba

İkinci ay

İki ay oldu.

Yine Mazı'dayım, bahçeyi suluyorum. İçimden babamla konuşuyorum, daha önce defalarca yaşanmış bir diyalog.

"Baba, bu kadar su yeter mi? Göl oldu ağacın dibi."

"Biraz daha, suyun köklere inmesi gerek. Az sularsan yüzeyde kalır."

"Tamam."

Annemle hiç konuşmuyoruz. Ne diyeceğim ki? "Anne, babamı çok özlüyorum" mu? Ne kadar anlamsız. Annem kırk yıllık eşini özlemiyor mu sanki? İkimizi de ağlatmaktan başka neye yarar konuşmak. Konuşacak bir şey yok.

Psikiyatrist, kullandığım antidepresanı aldığım sürece yas sürecini doğru düzgün yaşayamayacağımı söyledi. Ağlamayı bile bastırıyor. İlk ay çok ağladım yine de. Sonra yavaş yavaş azaldı. Yine de hâlâ çok sık düşünüyorum babamı. 

Videolar düşüyor önüme. Üç yıl önce bile ne kadar iyiymiş. Son yıl, son aylar nasıl kâbustu. Neler yaşadık... Amma çok acı; yoğun, ağır. Birden silindi sanki. Altı yıl önce teşhis koyulan günden bugüne ışınlandık, arası hiç yaşanmadı, onca zorluk hiç çekilmedi.

Babamın yokluğu çok büyük bir boşluk yarattı. Tanıdığım babam değildi uzun zamandır ama babamdı, buradaydı, eli elimdeydi, gözlerinin içi gülmeye devam ediyordu. Son bir aya kadar. Diren, diren, diren... dayanamadı artık. Babamla en son ne zaman bakıştık, ne zaman gülümsedi bana? Mayıs ayı olmalı ama hangisi son bakıştı? Ne önemi var bunun, ne önemi var artık...

Bu lanet hastalıktan önceki babamı çok özlüyorum. Yokluğu henüz taze olduğu için birlikte olduğumuz zamanlar hâlâ canlı hafızamda. Zamanla solacaklar biliyorum. Çok değil ama neyse ki fotoğraflar var. Babamı görünce gülümsüyorum. Sesini unutmaktan korkuyorum.

Yokluğunu idrak etmekte hâlâ zorlanıyorum.