Uğur Polat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uğur Polat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2011 Çarşamba

Uğur'lu Gece

Yok artık, ergenliğin bu kadarı da fazla diyerek uçurdum son yazımı. Kendi ellerimle kendimi Tarkan görmüş şabalak genç kız pozisyonuna düşüremem. Yani düşürürüm de bunu kimsenin bilmesine gerek yok. "Oha amma salağım" diye ballandıra ballandıra anlatma isteğim bazen karşı konulmaz olsa da karşı koymalıyım. Sonra "valla anlattığım kadar aptal değilim" desem kim inanır? (Valla değilim!)


Güzelliklere karşı duyarlıyım diyelim. Dün o yüzden biraz heyecanlanmış olabilirim. Biraz? Dog Whisperer'daki neşeli köpekler gibiydim be! Beni yerimde zıplayıp el çırpmaktan alıkoyan tek şey ise yaşımın 26 olmasıydı. Çıtır desen değil orta yaş desen değil, saçma sapan bir yaş. Garson boy gibi bir şey, uygun davranış kalıbını kestiremiyorum bazen. Davranmıyorum ben de. 


Dün yaşadığım o an da bir kitlenip kalma, nasıl davranacağını kestiremeyince davranmama anıydı işte. Adriana Lima'nın masanıza gelip ateş istediğini ve sizin, kadının yüzüne bile bakmadan, "sigara kullanmıyorum" dediğinizi düşünün. Öyle bir an. Hayat bana beklediğimden fazlasını verince bu fazlalıkla ne yapacağımı bilemeyip saçmalıyorum resmen. Çok bir beklentim yoktu. O sadece dursun, ben uzaktan izleyeyim öyle. Yan masamızdaki arkadaşının yanına uğradığında bize de rakısını uzatarak şerefe yapması filan... bunlar beni aşar, nitekim aştı. İnsanda öyle göz olur mu ya? Hadi oldu diyelim, insan insana öyle bakar mı? Tanrı var mı lan yoksa?


Adam zincirleme reaksiyon başlattı resmen. David Tennant'a, hatta Oleg Menshikov'a duyduğum aşk da kabardı. Ben aşk mı dedim? Estetik beğeni. Gerçi Oleg'in yaşlanışından memnun değilim. Yıllanmak yaramadı ona. O gülen gözlerin feri gitmiş resmen. Göz dediğin zeytin gibi olacak, ışıl ışıl gülecek. Gerisi boş, vallahi boş. Gülmek sadece bir kas hareketi olmamalı. Gülen insan, içini ısıtmalı insanın, bir gülüşüyle yaşamayı sevdirmeli. Öte yandan somurtmak yakışıyor David Tennant'a. İçini kasvet kaplamıyor insanın. Yeni oyununda bol bol somurtuyordur, eminim. Benedick ve Beatrice'in birbirlerine aşık olduklarını anlayana kadar süren sözlü kapışmaları epey şiddetli geçer çünkü. 


İnsan insanı beğenir canım, ne var bunda bu kadar utanacak. Bir özür dilemediğim kaldı. Ergenlikse ergenlik arkadaş, adamı görünce elim ayağıma dolaştı. Gözlerimi alamayıp salak gibi yakalandım bile. Yıllar önce İstiklal'de yine böyle göz göze gelmiştik. O hatırlamaz tabi, ben hatırlarım. Ben biriktiriyorum o anları. Adamla göz göze olduğum saniyeleri ucuca ekleyip küçük bir mutluluk inşa ediyorum arka bahçemde. Kaçak inşaat. Sis ve Gece'yi almıştım ta ne zaman da hasedimden izleyemedim hala. Öyle o derece.


İşte böyle sayın okuyan. Aptal mıyım akıllı mıyım bir emin olabilsem ben de rahatlayacağım. Arada akıllıymış gibi konuşup yazdığım oluyor, öyleyken seviyorum kendimi. Hep öyle akıllıymış gibi kalmak istiyorum ama çok sürmüyor. Halbuki bu ara çok ihtiyacım var aklıma. Birkaç gün içinde bir doktora tez önerisiyle gelmeliyim. Bir konu buldum ama muallaktayım. Fikri olan?