Aslında işimdeyim gücümdeyim ama tutamadım kendimi, daha doğrusu tutamayacak yazacağım. Halbuki bir dur değil mi, üstünden biraz vakit geçsin, azıcık sindir ondan sonra söyle ne söyleyeceksen. Ama yok tweet'le mweet'le olacak iş değil bu. İyi kötü bahsetmezsem çatlarım.
10 saat mesai karşılığı 3 sayfa boyu yol kat edebildiğim çeviriden kaldırdığım gözlerimi iki dinlendireyim diye televizyonun karşısına oturduğum gibi yeni bir dizinin ilk bölümüne hatta jeneriğine -o derece- denk geldim. Tanıtımları baya itici gelmişti, o yüzden asgari düzeyde beklentiyle başladım izlemeye. Hoşlanmadığım oyuncusu yok gibi bir şey. Kadrosu düpedüz sağlam işte, niye çeviriyorsam (elim alıştı zahir). Var ama, gene bir iticilik var. Hem de hiç öyle insanın dilinin ucunda ikamet eden cinsten filan değil. Rahatlıkla maddelenebiliyor.
İlkinden başlamak üzere reklam aralarında ne yaptım, tabi ki sözlüğü açıp baktım. Sayfaların daha hızlı atmasını beklerdim açıkçası, ona bir şaşırdım. The Shield'ın aynısıymış, izlemedim, araştıracağım. Behzat Ç.'yle kıyaslanmış sürekli. Çok iyi olduğunu ve izlesem çok seveceğimi bildiğim halde Ankara'yı gösterdiği için izlemiyorum o diziyi de. Bir yazar iyice abartarak Arka Sokaklar'a benzetmiş. Bir dakika şimdi o kadar da değil. Oradaki Mesut Komiser'i azıcık ucundan andırıyor olabilir.. Yok yok baya bir diziye hakim olmam beni de ara sıra korkutmuyor değil.
Dizide sigara içiliyor, uyuşturucu kullanılıyor, insanlar eşeysiz sevişmiyor, sadece şehzadeler doğurmak adına hiç sevişmiyor, küfür gırla yani gündelik hayat seviyesinde, polisin şiddeti meşru ama polis bir yandan politikacılara saydırıyor, bedenini satarak hayatını kazanan kadınlar var (Ortaköy'ün her saatini bilirim de hiç o haline denk gelmemişim, Taksim olsa neyse, Ortaköy Meydanı be)... Peki dakka bir gol bir, İsmail YK'dan Bas Gaza'yı vermek nedir? Bir motosikletli kovalamaca sahneleri filan. Balya balya dolarlar, pis işlere bulaşmış değil de daha ziyade işler ona bulaşıp pislenmiş gibi duran aykırı fakat arkasını da devlet içinde sağlam yerlere dayamış olan polis Reşat, viski miski, net iyi adamlar, net kötü adamlar, FBI'dan gelme bir Türk "dedektif" (Kanıt'ta da kafa buldular bunla ama sonrası aşk filan)... Ne ararsan var yani.
Her tarafından çıngıl çıngıl sallanan klişelerine takılmadım ben, boncuktan perdeymişçesine geçip gittim içinden. Daha ziyade 90'larvâri bir serserilik sezdim ben dizide, sezmek istemiş de olabilirim, hala Kaybedenler Kulübü'nün etkisi altında olmam da muhtemel. Pis adamların, pisliğin her zaman çekici bir yanı vardır. Salt bu da olabilir. O bu derken sonuna kadar izlemişim dizinin bu ilk bölümünü. Adamlardan çok kadın oyuncularını beğendiğim bir kadrosu var aslında. En beğenemediğim oyuncuyu da son sahnede tak diye yanağından öpüp yolladı zaten Reşat. Bir yerli dizi senaryosu için oldukça cüretkar geldi bana. Yani bir karakteri sevmemiz mi yoksa ondan nefret etmemiz mi istenir/beklenir, kabak gibi ortadadır her zaman. Nefret uyandırmak adına bu kadar hayvanca bir şey yaptırıldığını ilk defa görüyorum. Gerçi önden verdiler tüyoyu, verdiler tüyoyu ama yok artık diyordum.
Twitter'da genel olarak olumlu bir hava eserken sözlük elbette sokup çıkarmış ki ne işim olur Twitter'da, bir yandan entry okuyarak dizi izlemek varken. Klişeliğinden, taklitliğinden bindirmişler diziye ama bana kullandığı klişelere inanıyormuş gibi gelmedi. Yani daha çok parodisi gibi, kafa buluyor o klişelerle. Ciddi bir surat ifadesi takınarak kıs kıs gülüyor, dizinin kendisi de içinden "yok artık" diyor...ya da gene iflah olmaz iyimserliğim tuttu. Yok ya, sadece pisliği olamaz, hoşuma giden bir şey daha var bu dizide. Serseriler bizzat kalkmış serserilikle kafa buluyorlar sanki. Neyse ne, ben beğendim. Biraz daha zeka pırıltısı katarlarsa hiç gocunmadan izlemeye devam ederim. Reşat en başta diyor zaten, kimse üstüne alınmasın, fantastik bir dizi bu. Adam haklı beyler. Ha baştan fantastik deyince "sıçtım, oldu" rahatlığına ermek diye bir şey söz konusu değil. Kaldı ki fantastik demek çok ironik kaçıyor yer yer. İronik kaçmak? Gece gece bu kadar. Biz nasıl diyor...bence giderli ama önümüzdeki bölümlere bakmak lazım. Bu arada, daha da geç bir saate alırlarsa bu hiç sürpriz olmaz işte. Tam da sansür, yasaklar, filtreler konuşulur, tartışmalar alevlenirken... ilginç bir zamanlama oldu Karakol'unki. Öte yandan ömrü kısa olacak ama bu neyi değiştirir? Gözyaşı Çetesi'ni kim hatırlar şimdi, ömrü kelebek kadardı ama ben onu sevmiştim.
Not: Linkteki şarkı Gözyaşı Çetesi'nin jeneriğiydi sanırım. O zamanlar bendeki kopyası bir dakikalık kötü bir çekimdi. Hatta arasında Ayşe Şule'nin bir repliği vardı. Oldukça vurucu bir replikti. Yetkin Dikinciler bir tarafa, sırf o kıytırık kayıttaki o vurucu replik yüzünden bile bu kadar içime işlemiş olabilir o dizi.
10 saat mesai karşılığı 3 sayfa boyu yol kat edebildiğim çeviriden kaldırdığım gözlerimi iki dinlendireyim diye televizyonun karşısına oturduğum gibi yeni bir dizinin ilk bölümüne hatta jeneriğine -o derece- denk geldim. Tanıtımları baya itici gelmişti, o yüzden asgari düzeyde beklentiyle başladım izlemeye. Hoşlanmadığım oyuncusu yok gibi bir şey. Kadrosu düpedüz sağlam işte, niye çeviriyorsam (elim alıştı zahir). Var ama, gene bir iticilik var. Hem de hiç öyle insanın dilinin ucunda ikamet eden cinsten filan değil. Rahatlıkla maddelenebiliyor.
İlkinden başlamak üzere reklam aralarında ne yaptım, tabi ki sözlüğü açıp baktım. Sayfaların daha hızlı atmasını beklerdim açıkçası, ona bir şaşırdım. The Shield'ın aynısıymış, izlemedim, araştıracağım. Behzat Ç.'yle kıyaslanmış sürekli. Çok iyi olduğunu ve izlesem çok seveceğimi bildiğim halde Ankara'yı gösterdiği için izlemiyorum o diziyi de. Bir yazar iyice abartarak Arka Sokaklar'a benzetmiş. Bir dakika şimdi o kadar da değil. Oradaki Mesut Komiser'i azıcık ucundan andırıyor olabilir.. Yok yok baya bir diziye hakim olmam beni de ara sıra korkutmuyor değil.
Dizide sigara içiliyor, uyuşturucu kullanılıyor, insanlar eşeysiz sevişmiyor, sadece şehzadeler doğurmak adına hiç sevişmiyor, küfür gırla yani gündelik hayat seviyesinde, polisin şiddeti meşru ama polis bir yandan politikacılara saydırıyor, bedenini satarak hayatını kazanan kadınlar var (Ortaköy'ün her saatini bilirim de hiç o haline denk gelmemişim, Taksim olsa neyse, Ortaköy Meydanı be)... Peki dakka bir gol bir, İsmail YK'dan Bas Gaza'yı vermek nedir? Bir motosikletli kovalamaca sahneleri filan. Balya balya dolarlar, pis işlere bulaşmış değil de daha ziyade işler ona bulaşıp pislenmiş gibi duran aykırı fakat arkasını da devlet içinde sağlam yerlere dayamış olan polis Reşat, viski miski, net iyi adamlar, net kötü adamlar, FBI'dan gelme bir Türk "dedektif" (Kanıt'ta da kafa buldular bunla ama sonrası aşk filan)... Ne ararsan var yani.
Her tarafından çıngıl çıngıl sallanan klişelerine takılmadım ben, boncuktan perdeymişçesine geçip gittim içinden. Daha ziyade 90'larvâri bir serserilik sezdim ben dizide, sezmek istemiş de olabilirim, hala Kaybedenler Kulübü'nün etkisi altında olmam da muhtemel. Pis adamların, pisliğin her zaman çekici bir yanı vardır. Salt bu da olabilir. O bu derken sonuna kadar izlemişim dizinin bu ilk bölümünü. Adamlardan çok kadın oyuncularını beğendiğim bir kadrosu var aslında. En beğenemediğim oyuncuyu da son sahnede tak diye yanağından öpüp yolladı zaten Reşat. Bir yerli dizi senaryosu için oldukça cüretkar geldi bana. Yani bir karakteri sevmemiz mi yoksa ondan nefret etmemiz mi istenir/beklenir, kabak gibi ortadadır her zaman. Nefret uyandırmak adına bu kadar hayvanca bir şey yaptırıldığını ilk defa görüyorum. Gerçi önden verdiler tüyoyu, verdiler tüyoyu ama yok artık diyordum.
Twitter'da genel olarak olumlu bir hava eserken sözlük elbette sokup çıkarmış ki ne işim olur Twitter'da, bir yandan entry okuyarak dizi izlemek varken. Klişeliğinden, taklitliğinden bindirmişler diziye ama bana kullandığı klişelere inanıyormuş gibi gelmedi. Yani daha çok parodisi gibi, kafa buluyor o klişelerle. Ciddi bir surat ifadesi takınarak kıs kıs gülüyor, dizinin kendisi de içinden "yok artık" diyor...ya da gene iflah olmaz iyimserliğim tuttu. Yok ya, sadece pisliği olamaz, hoşuma giden bir şey daha var bu dizide. Serseriler bizzat kalkmış serserilikle kafa buluyorlar sanki. Neyse ne, ben beğendim. Biraz daha zeka pırıltısı katarlarsa hiç gocunmadan izlemeye devam ederim. Reşat en başta diyor zaten, kimse üstüne alınmasın, fantastik bir dizi bu. Adam haklı beyler. Ha baştan fantastik deyince "sıçtım, oldu" rahatlığına ermek diye bir şey söz konusu değil. Kaldı ki fantastik demek çok ironik kaçıyor yer yer. İronik kaçmak? Gece gece bu kadar. Biz nasıl diyor...bence giderli ama önümüzdeki bölümlere bakmak lazım. Bu arada, daha da geç bir saate alırlarsa bu hiç sürpriz olmaz işte. Tam da sansür, yasaklar, filtreler konuşulur, tartışmalar alevlenirken... ilginç bir zamanlama oldu Karakol'unki. Öte yandan ömrü kısa olacak ama bu neyi değiştirir? Gözyaşı Çetesi'ni kim hatırlar şimdi, ömrü kelebek kadardı ama ben onu sevmiştim.
Not: Linkteki şarkı Gözyaşı Çetesi'nin jeneriğiydi sanırım. O zamanlar bendeki kopyası bir dakikalık kötü bir çekimdi. Hatta arasında Ayşe Şule'nin bir repliği vardı. Oldukça vurucu bir replikti. Yetkin Dikinciler bir tarafa, sırf o kıytırık kayıttaki o vurucu replik yüzünden bile bu kadar içime işlemiş olabilir o dizi.














