28 Kasım 2011 Pazartesi

Balkonumda Deniz Kabuğu Bulduğum Sabah

Pek de sabah sayılmaz. Çok uyuyorum bu aralar. Sabah dediğim öğlen, hatta öğleden sonra. Uyanır uyanmaz evi havalandırmak için balkon kapısını açtığımda duvarın dibinde irice bir deniz minaresi gördüm. Gerçeklik algımı artık hepten yitiriyor muyum diye düşündüm, bir deniz minaresinin kot farkıyla üçüncü kattaki bir balkonda ne işi var. Onu oraya kimse koymadığına göre düşmüş olmalı. Düşmenin etkisiyle kırılmamış olması bir yana nereden düştü bu? Eski üst komşum gibi eline geçen her şeyi balkonuma silkelemekten mutluluk duyan yeni üst komşum mu silkeledi bunu, yoksa aptal bir martı mı düşürdü gagasından? Düşen bir deniz kabuğu, içinde hala bir yaşayanı varmış gibi nasıl duvar dibine yerleşir ki böyle? Onları beslediğim için kumrular bir olup...yok, onların gagaları da fazla narin böyle bir iş için. Velhasılı, bu sabah balkonumda parmak kadar -parmağım kadar- bir deniz minaresi bulmanın şaşkınlığını yaşadım. Gemiyle Amerika'ya gidip pasaportumu çaldırdığım, Ganj misali bulanık nehirlere dalıp çıktığım ve tez hocamın Cumhuriyet dönemi elit kesimini canlandıran bir grup oyuncuyla birlikte devasa bir tiyatro sahnesinde odun sobası yakmayı öğrettiği bir gecenin ardından bunun da bir rüya olabileceğini sandım ama hala orada duruyor. 


Yeni menekşemin çiçekleri bir bir kurudukça moralim bozuluyordu. Bir de baktım pıtır pıtır yapraklar çıkarmış göbeğinden. Eğilip eteğinin altına bakınca mor bir tomurcuk bile gördüm sonra. Üç olmuşlar şimdi. Biraz zaman geçsin toprağını değiştireceğim, vitaminler vereceğim, güzel bir de saksı alacağım ona...


Yine bir şeyler silkiyor. Nevresiminden deniz yıldızı da düşse yukarı çıkıp kapısını çalmam yakındır. 

2 yorum:

  1. hep amerika'nın, israil'in işi diyolar.

    YanıtlaSil
  2. mihraklardan mihrak beğenemiyorum adeta.

    YanıtlaSil