20 Aralık 2012 Perşembe

Tavuk Suyuna Yazı

"Yağmur kara, ben bana dönüyorum". Böyle bitirmişim yazıyı. Yazının başlığı "İstanbul'a Lapa Lapa Kar Yağdığı Gün", tarihi 14 Ocak 2012. Neredeyse bir yıl olmuş. tulkas!? yorum yazmış: "yemin ediyorum senin yazılarını okurken tribe giriyorum. yav arkadaş ben de aynı karı görüyorum ben niye bunları düşünemiyorum diye =)" 

Bense elimde hayali bir kırmızı pilot kalem, "özne-yüklem uyumsuzluğu" diye not alıyorum kenara. İçimde, sedefli ojeler süren bir Türkçe öğretmeni olmasından korkuyorum.

Bu kışın ilk karı yağıyor İstanbul'a. İstanbul'un karı da kendini kar sanıyor ya... neyse.

Dün akşam feci fırtına vardı zaten. Şimdi ise yavaş yavaş beyazlıyor şehir. En azından benim görebildğim kadarı. Yani Nişantaşı'nda bir apartmanın en alt katının bakmakta olduğu arka bahçe. Karşı apartmandan çıkan beyaz anoraklı, mavi bereli kadın basamaklara bakarak yan yan indi merdivenlerden. Karın tutası var demek ki.



...

Tuttu. Öyle güzel de yağdı ki domuz. "Akşam trafiğinde evine ulaşmaya çalışırken göreceğim ben seni" der gibi, yine de güzel. Durup durup gözüm takıldı. Karın yağışına dalıp gider mi insan? Daldım işte. tulkas!?'ın yorumu geldi aklıma, gülümsedim. Bu sefer ben de bir şey düşünmüyorum diye geçirdim içimden. En azından istemiyorum. Vazgeçtim.

Paul den Hollander 
From Moments in Time, 1972-79
[source]İstemeden de olsa düşünmüşüm. Vazgeçmek üstüne düşünmüşüm. Ne kadar güçlü bir eylem. Duruma göre ne kadar da acıklı ya da ferahlatıcı. İnsanın üstüne ağır bir yük yükleyebilir ya da bir yük kaldırabilir üstünden. Boğazını düğümleyebilir, elini kolunu bağlayabilir insanın ya da onu özgür kılabilir. Vazgeçmek... çok güçlü. İnsan insandan vazgeçebilir mi, "vazgeçtim" diyebilir mi? Neden ve nasıl vazgeçer insan? Peki ya nasıl vazgeçmez? (Arkadaş alt tarafı bir kar yağdı, "sevgi neydi"ye bağladım iyi mi?!) "Vazgeçmedim" demek kafi midir? Ne kadar güçlü de olsa bir söz sadece. Oysa insan eyleme bakar oluyor zamanla; yanına kalanlara, sahiden orada olanlara, çabalayanlara... Aytmatovca söylemek gerekirse "emek" verenlere. 

Hocam siz hiç vazgeçtiniz mi ya da vazgeçildiniz mi? Nasıl oluyor? Aramızda, yolların ve yılların yok edemeyeceği bağlara, verilmiş sözlere inananlar var mı mesela? Mümkün mü inanmak? Ben ki küçük bir eski Türk filmi canavarıyım... ama işte hayat... hiç ummadığın yerden öyle bir yumruk geçiriyor ki karın boşluğuna, ne kelebek kalıyor ne itikat. Sonra "sevgim acıyor kimi sevsem/ kim beni sevse". Mevsim Turgut Uyar hocam.

...

Üstümde "depresyon hırkası" tabir edilen cinsten uzun, gri, büyük delikli bir hırka, altımda eşofman, gecenin bir saati çikolatalı puding yapıyorum. Akşam açlıktan alelacele yaptığım peynirli sucuklu yumurtanın kirli tabağı hemen kenarda. "Bridget Jones kılıklı" diye dalga geçiyorum içimden. Gerçi Bridget Jones akşam akşam sucuğa iki yumurta kırmazdı herhalde. 

Tatlı krizi gelince hemen bir puding karıştırıverme huyum da yeni çıktı. Tadını öyle çok da sevmiyorum aslında. Pişerken yaydığı kokuyu seviyorum daha ziyade. İstiyorum ki o koku evi doldursun. Tavuk suyu kokan evleri çok severim bir de. Tavuk suyu kokan ev sahici bir ev gibi geliyor nedense. Kavrulmuş soğan kokusu da olabilir ama asıl tavuk suyu. Huzur tavuk suyunda hocam.

2 yorum:

  1. Vazgeçtiğini, unuttuğunu anladığında anlarsın. Yavaş yavaş silindiğini, içindeki fotoğrafların bulanıklaştığını, o "an"ı çıkaramaz hale geldiğini gördüğünde. Bunları yaşayacak kadar yakınındaysan kendine kızarsın neden o zaman çekip gitmedim ki diye. Vazgeçmek çekip gitmektir aynı zamanda. Önce gider sonra unutursun. Ve tüm bunlar, sen olduğun yerde kalakalmışken olur.
    Bir Melamî dervişi bir zamanlar " Ben sadece gördüğüme inanırım." demişti. Huzur ne görüyorsan ona inanmakta. Yeter ki gördüğünü inkâr etme.

    YanıtlayınSil
  2. Ben de öyle düşünmüştüm... Sizin kadar iyi anlatamasam da düşünmüştüm:)
    Vazgeçmenin çekip gitmekle bir ilgisi olmalı sahiden ama sırasından emin değilim. Hayır, eminim, sizin dediğiniz gibi.

    YanıtlayınSil