17 Temmuz 2013 Çarşamba

Bezgin

Eli kalem tutan her insanda tasvir etme isteği uyandırabilir. İlk tanıştığımız zaman bende uyandırdığı istek tanımaktı. Yan yana bar taburelerinde otururken adımı sorduğunda “Leyla” demiştim; ona gayri ihtiyari gerçek adımı söylemiştim. Ne de olsa loş barların tabureleri kafası dumanlı sakinlerine sınırsız isim özgürlüğü tanıyan adacıklar. Bense ona kim olduğunu ancak birkaç satır sonra ve kabaca, neredeyse kızgınlıkla sormuştum: “Sen kimsin?”. Aramıza iki tabure arasındaki mesafeden fazlasını koymak istediğim için kızgın görünmeye çalışmış olabilirim. Veyahut artık biriyle tanıştığımda, hatta ilk göz göze geldiğimde dahi hayatımda bırakacağı etkiyi az çok kestirebiliyorumdur. Bir iz bırakacaktı, sezmiştim. Hem merak hem de öfkeyle sorulan “sen kimsin” sorusu içinde “hiç zamanı değil, sen de nereden çıktın” sorusu uyukluyordu. Sorumun cevabını yavaş yavaş alıyorum.

Yolun yarısında bir adam. Hayatımda gördüğüm en bezgin adam belki de. Leman okuduğum ortaokul yıllarıma götürüyor beni. Bezgin Bekir kupam var o zaman, iki şekerli çayımı en çok o kupayla içmeyi seviyorum. Yıllar sonra, çay içtiğim kupadaki adam karşımda duruyor. Kahve dolu bir kupa uzatıyor bana. Bendeki kupanın aynısı.

Bezgin olduğu kadar yorgun da. Genç yaşından beri çalışan insanlara has bir yorgunluk taşıyor içinde. Bezginlik ise tüm bedenini sarmış gibi. Başlangıç meridyeni yüzünün orta yerinden geçiyor sanki, doğusunda ve batısında kalan bütün yüz şekilleri güneye iniyor. Yanakları yer çekimine teslim. Yalnız bir kere gördüğü memleketinin en heybetli izi, yüzünün tam ortasında, başlarda hafif bir çöküntüyle de olsa kuzeyden güneye doğru yükseliyor. 

Teni öyle beyaz ve solgun ki herhangi biri bile hayatının bir noktasında veremin bu bedene uğradığını kestirebilir. İnce hastalık, ince bedenindeki izlerini hala koruyor. Hele yağdan parlayan kavruk bedenlerin salındığı Bodrum sokaklarında bir akyuvar gibi gezinirken solgun teni daha da soluyor. Bakışları bile solgun ve bezgin. Gözleri açık kalmak için insanüstü bir çaba sarf ediyor sanki. Gülümseyince insanın içini ısıtan bir ışıltı gelip geçiyor. Gözlerine bakınca, birini hiç tutkuyla sevmiş midir acaba diye düşünmeden edemiyorum. Düşünür düşünmez utanıyorum düşüncemden. Sanki tutku benim tekelimde ve bezgin bakan adamlar tutkuyla sevemez sanki.

Beyaz ve ince, solgun ve bezgin bedeni itinayla güneşten gölgeye kaçıyor; akciğerinin klimaya tahammülü yok ama paketlerce sigaraya bana mısın demiyor. İnce sigarası kalın parmaklarına yakışıyor doğrusu. Ayak başparmağı yan komşusundan kısa. Dünya üzerinde milyonlarca insanın da öyledir eminim ama milyonlarca kişiden bir tanesinin bu özelliğini bilmek ve ona “bak benim orta parmaklarım da bitişik” diyerek ayak parmaklarımı göstermek hoşuma gidiyor.

Atkuyruğu yaptığı uzun saçları ve tek küpesi aşinadan da aşina. Öte yandan, güzel başı kuzey kutbunun iki yanından kelleşmekle iştigal. Alnına komşu bölge inatçı görünse de hinterlandı inat etmeyi bırakmış çoktan. Yolun yarısı kuzey kutbuna illa ki uğruyor demek. 

Yollar ne denli kolay kesişiyor ve ne denli zor oluyor yeniden ayrılmaları. Kesişmek için doğru zamanı kollamadıkları muhakkak. Yol boyunca anlamak ve anlatmak istiyorum. Oysa ekseriyetle susuyor ve yazmak için bekliyorum. Kim olsa tasvir etmek ister onu. Bir kısmını kendime sakladığım için eksik ve ismiyle müsemma bir adam olduğu için isimsiz bir tasvir bu. Bana müsemma olduğum isimle hitap ettiği için içten içe bir teşekkür belki de.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder