4 Mart 2012 Pazar

Güneşli Pazar Makamı

Bu aralar kendimi kurarken yakalayıp durduğum cümle "vaktim yok". 
"Gelemem" veya "yapamam" ile devam ediyor. Meali "çok işim var". Çok iş göreceli bir ifade. Aslında çok iş yok. Yani var da, ben yeni öğrenmeye başladığım için gereğinden uzun süren iş var daha ziyade. Diğer bir deyişle, bir işçinin bir günde yapacağı işi üç günde yapan bir işçiyim. Namı diğer, MS Office'le sınanan beyaz yakalı taze işçi. İşçi kadınları seven Orhan Veli'ydi, değil mi? Ama güzel işçi kadınları daha çok severdi. Bir güzelliğim de yok ki. En azından bakınca göremez oldum. İşle ilgisi var mı yok mu bilmiyorum. İşler yetişsin de...


Aslında mükemmeliyetçi değilim. Hırslı hiç değilim. Bir iş bir tarihe yetişecekse o iş o tarihe düzgün bir şekilde yetişsin istiyorum. Bence bu iş yapmak sadece. Bunun ne sorumlulukla, ne mükemmeliyetçilikle, ne de hırsla ilgisi var. Başka türlü nasıl olabileceğini bilmiyorum. Çok mu sığ düşünüyorum? 


İki cümleyi sıkça duymaya başladım: Biri, "kendini çok hırpalama"; diğeri, "barıştınız mı?". Öğrenmek için biraz hırpalanmam gerekiyorsa hırpalanacağım. Biraz uykusuz kalırım, hafta sonlarım da çalışmakla geçer ama kotarırım, altından kalkarım. Aksini söylemek daha zor geliyor. Yapamadım, başaramadım, beceremedim demek ya da yaptığım işin eksik veya yanlış olduğunu bilmek öldürüyor beni. Hiçbir otorite figürü benim beni yargıladığım kadar acımasızca yargılayamaz sanıyorum. Başkaları söz konusu olunca tepeden tırnağa empati ve şefkate kesen ben, kendim söz konusu olunca alıyorum kırbacı elime. Kendi kendimin patronu gibiyim,  kimi zaman sıraladığım bahanelere -ne kadar ciddi ve anlaşılır olsalar da- tahammül edemiyorum. Ama bir başkasının içinde bulunduğu zerrece zor bir durum her türlü aksaklığı meşru kılmama yetiyor... Bu nasıl bir kibir arkadaş, ben ne ara kafayı sıyırdım? Yoksa hep mi böyleydim? 




"Bu tempoyla gidersen bir seneye kalmadan, entelektüel kategorisinden vasat kategorisine geçmiş olacaksın" dendi, kategoriler komik gelse de hak verdim. Sinemaya tiyatroya konsere gitmek, arkadaşlarımın yüzünü görmek, açıp bir kitap okumak gibi lükslerim ancak elimdeki işi hızlı yapmayı öğrendiğim zaman olacak. Bu ne kadar zaman alacak ve ben hızla yaptığım işten ne kadar tatmin olacağım, orası muamma. Öte yandan bunun böyle gitmeyeceği kesin. Zamana güveniyorum; ne içindeyiz ne dışında ama o hiçbir şeyi tutamaz içinde, gösterir. 


İşe başlayalı iki ay oldu ve hala "yoruldum", "yoruluyorum" ya da "bu sabah işe gitmek istemiyorum" gibi cümleler kurmadım. Bu normal mi? Nefret etmeden çalışmak mümkünmüş. O zaman daha kim bilir neler mümkündür, olağanüstü! Her sabah Beşiktaş sahilindeki Harbiye dolmuş kuyruğunda beklerken izlediğim manzara bile yetiyor içimi aydınlatmaya. Sonra ofisin bahçesi ve hatta akşamları işten çıkıp bütün Valikonağı Caddesi'ni yürümek bile. Diyorum ya mutlu olmaya teşne kadınım, sevmeye de olduğum gibi. 


Bir anneannemi, bir de blog yazmayı özledim ne yalan söyleyeyim. Bu güneşli Pazar günü özlediğim başka şey ve kimseler de olabilir elbette, ne yalan söyleyeyim neden yalan söyleyeyim. Leyla'yı bulma faslındayım ya aşk için söylenen her söze kandım, aşka inandım güneşli havalarda. Bakalım o da bana inanacak mı. 




Not: Hakkında yazmak istediğim bir tiyatro oyunu var ama dar vakitlerde söylemek çirkin, az daha geniş zamanlar bekliyorum yazmak için. 

4 yorum:

  1. varsayımlarını inanç haline getirme. zaman zaman ben de yapıyorum ama bilgi diye bir şey yok. gerçek diye bir şey de yok. rol aldığın şu oyunu tatsız bir oyun haline getirme. abartılı oynama. bu kendime de bir not aynı zamanda.

    YanıtlayınSil
  2. rol aldığım oyunu tatsız bir hale getiren benim bu arada. kalan birkaç seyircinin salonu terk etmesi yakındır :-)

    ama bi dakka. buna şu anda da devam ediyorum. bi aydınlanma yaşadım sanırım =-O

    YanıtlayınSil
  3. "e bunları biliyorum zaten" diyecektim ki ben de aydınlandım :)

    aman anlamak ne zaman yetmiş ki çözmeye..

    YanıtlayınSil
  4. yine yalnız değilsin, ve yine yalnız değilim :)
    ..."Başkaları söz konusu olunca tepeden tırnağa empati ve şefkate kesen ben, kendim söz konusu olunca alıyorum kırbacı elime."

    YanıtlayınSil