8 Şubat 2012 Çarşamba

Ay Acaba Öyle mi de, Böyle mi de...

Ne zaman rahatlayacağımı biliyorum, anladım. Herkesin hata yapabildiğini, kimsenin mükemmel olmadığını kabul ettiğim zaman. O zaman kendimi -en basit ifadesiyle-aptal gibi hissetmeyi bırakıp bir şeyler başarabilirim belki. MS Office bilgim, ütü bilgimle eşdeğer: Ağır ve sıcak bir cismi kumaşın üstünde gezdirince kumaş düzleşiyor. Bu kadar basit olmadığını demin yeni gömlek ve pantolonumda yeni kırışıklıklara sebep olurken anladım. Nerede bunun çizgisi?! 


Eskiden bir şeye hata demeden evvel kırk kere düşünürdüm. Şimdi hatalara mı yoksa kendime mi bu tahammülsüzlüğüm? Her şeyi dört dörtlük yapan bir insanmışım gibi en küçük hatamda ve onu izleyen yetersizlik hissinde dünya başıma yıkılıyor. Her şeyi çok iyi yapmak isteyip de hiçbir şeyi düzgün yapamamayı karşılayan bir sözcük olsaydı ya dilimizde... Abartmayayım, ufak tefek şeyleri kotarabiliyorum...ya da kotarabildiğimi sanıyorum, ondan da emin değilim. 


Mükemmeliyetçilik desen değil, paranoya desen makul seviyelerde... ben de anlamadım. Buna serzeniş bile değil lâf-ı güzâf denir sahiden...




Festival, Republic Square, 1950

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme