9 Şubat 2012 Perşembe

Yalnızca Ben Olmak


Çalışmayı seviyorum. Düşünmeyi engelliyor. Çok çalışmayı daha çok seviyorum. Boş kalmak kötü. İnsan düşünüyor. Yine yalnızım. Nerede hata yaptım yine, çok sevdim halbuki. İyi bir ikiliydik. Bence hala öyleyiz, bunu hiçbir şey değiştiremezmiş gibi geliyor. Biz -de'leri -da'ları ayrı yazarız; mönüye menü, makineye makina deriz. Dinle milliyetçilikle işimiz olmaz. Yiyip içmeyi, yollara düşmeyi ve çocukları severiz. Bir de kitap okumayı severiz ki bizi birleştiren budur esasen. Yazmayı da severiz ama farklı tellerden çalarız. Ben içimde ne var ne yoksa dökerim, o müstehzidir. Hani istihzayı da yakıştırır kendine. Bazen çok konuşur ama ağzından çıkıp da katılmadığım az şey olmuştur; sen getir ben altına atayım imzamı, öyle o derece. Kurcalamanın hayır getirmeyeceğini bildiğimiz şeyleri kurcalamaktan, sorgulamak ve eleştirmekten kendimizi alamayız. Kısmet lafını günahımız kadar sevmeyiz. Zaten günaha da inanmayız. Kıskanç olmamakla övünür ama kıskanç olduğumuzu biliriz. Birbirimizi hiç kaybetmek istemez ama kaybederiz. Şimdi o -de'ler -da'lar gibiyiz... 


Menekşem sayısız tomurcuk verdi, biri açtı bile. Çok bağlandım ona. Bir çiçek insanı nasıl mutlu edebilir? Ediyor işte. Elinde karton bir torbayla geldiği akşamı anımsıyorum. Biz henüz tanışmazken -daha doğrusu birbirimizi yazdıklarımızdan tanımaktayken-menekşemin ölümüne ne kadar üzüldüğümü okumuş, aylar sonra aklına gelmiş. Çiçek almaktan yana hiç şansı olmayan bir kadına tutmuş bir saksı çiçeği almış... Şimdi bu adamı sevmeyecek kadının ben alnını karışlarım. Ha sevecek olanın da alnını karışlamak isterim ama o hakkımdan feragat ettim. Yok be ne karışlayacağım, medeni insanlarız şurada (gizli kıskançlık). 


Aynı sektörde sayılırız. Hatta bu işi bu kadar istememde onun payı çok. Şimdi işle ilgili en ufak bir gelişme olduğunda arayıp paylaşmak istiyorum hemen. Ama o hakkımdan da feragat ettim, içimde patlıyor. Çizdiği resmi babasına gösteren çocuklar gibi "bak bunu ben yaptım" diye göstermek istiyorum, biraz da böbürlenerek tabi ama aklımca çaktırmadan. Bir şeyi yapamayıp "bilemedim ben onu" diye suratımı astığımda nasıl yapacağımı göstersin istiyorum ama çok da ukalalık etmeden. Dışarıya ukalayız zaten biz. Tabi biz artık bir biz değiliz. Bu kalıpla düşünmeyi bırakmalıyım artık ama gitmiyor nedense. Biz olmak öyle zor iş ki dağılınca hemen sen ve ben olamıyor insan. Yeniden yalnızca ben olmakla iştigalim bu ara. 


Bir caddede karşılıklı ofislerde çalışmak zor. Her sabah izlediğimiz ev-iş rotasının tam olarak hangi köşede kesiştiğini bilmek ve her sabah ve her akşam "acaba bugün kaç dakikayla teğet geçtik birbirimizi" diye düşünmek de zor. Saniye olduğunu düşünmek bile istemiyorum. Aslında ben bunları hiç ama hiç düşünmek istemiyorum. Çok çalışmak harikulade o yüzden, bayılıyorum. Bir de işi kaptım mı tam işkoliğe bağlayacağım yemin ederim. Böyle şeyleri düşünmenin ucu bucağı yok çünkü. Yıllarca düşündüm, oradan biliyorum. Tatsız.


İki ay sonra nereden çıktı şimdi bu bilmiyorum. Kar yağdı böyle oldu zaar. Yazmasam iyiydi de burası benim içimi döktüğüm yer. Bundan feragat edemem. Yazdığım ne aptalca, ne değil bilirim ama yazmadan edemem, olmuyor. Böyleyken böyle. Yarından sonra sekiz gün boyunca blok halde saham var, o sekiz günü şimdiden seviyorum. Bu karda kışta Erzurum'a gidecek olmayı seviyorum. Karın yağışını tek başıma izlemeyi sevmiyorum. Engel olamadığım, gücümün yetmediği duygularımı sevmiyorum. Özlemek değil, bunlar başka. -De'yi -da'yı sözcükten ayıranlar bunlar, birleşseler anlam kayar (hay sokayım anlamına). Ulan ne var şunların hepsi birleşse... dünyanın bütün -de'leri -da'ları, birleşin! Öyle olmuyor değil mi? Olmuyor tabi. Olsaydı... keşke olsaydı.


http://fizy.com/#s/12sjh4 (candan)
http://fizy.com/#s/1aimf2 (zuhal)

3 yorum:

  1. Çok kızıyorum ikinize DE...

    YanıtlayınSil
  2. sevgili ayşec.,
    iş avutur...
    ama ayrılıklar kötü.. kaybetmek birini..
    "ayrılık da sevdaya dahil" dediği gibi şairin..

    YanıtlayınSil