5 Şubat 2012 Pazar

Güneşli Pazarlar

Kara kışın ardından gelen -en azından rahat bir nefes almak için bize izin verecek olan- bu güneşli Pazar'a hiç yakışmayacak kadar çok istiyorum, roman kahramanı bir kadın gibi güçlü durabilmeyi bugün. Bu halimle, bir erkeğin tanıdığı en güçlü kadınlardan biri nasıl olabilirim? Öyle miydim gerçekten; şimdi niye böyleyim? Bugün çok zorlanıyorum. Hava bu kadar güzel olduğu içindir belki; ılık, güneşli, mutlu. Havanın dayattığı mutluluk eşiğinin altında kaldım, eşikle aramda kalan mesafe ağırlık olup içime çöküyor. Ayrılıkların da karakteri var. Kiminin acısını yıllar boyu her an her saniye cebinde taşıyor, gittiği her yere götürüyor insan; kimininki ise vur-kaç taktiğini benimsemiş, vurup kaçıyor, vurup kaçıyor, vurdukça vuruyor. Başka şeyler yazıyor olmalıydım şu an çünkü artık bir işim var ve işim bu, yazmak. Bense oturmuş, hiç yazmamam gereken bir yere hiç yazmamam gereken şeyler yazıyorum. İşte buna karşı koyamadığım için kendimi güçsüz, aşağılık ve bir böcek kadar küçük hissediyorum. İşte bu yüzden, roman kahramanı bir kadın olmaktan fersah fersah uzağım. Olsa olsa bir roman kahramanı da benim gibi, küçük bir menekşenin yavaş yavaş açışını büyük bir keyifle izlerdi. Olsa olsa bu. Onun dışında, bu güneşli Pazar günü canıma okuyor.  

4 yorum:

  1. anlıyorum. alışveriş-kapıda dikilen sevgililer-elektrik süpürgesiyle dünyanın öbür ucuna kovalamak-bu.

    ne diyor dhammapada? başımıza gelen her şey bir saniye önce düşündüğümüzün sonucudur. bir saniye sonra başımıza gelecek olansa şu anda düşündüğümüzün sonucu olacaktır.

    sonra, yaramaz bir maymun gibi ordan oraya atlayan zihnimizi terbiye etmek gerekir diyordu bir yerlerde budist literatür.

    o kadar uzaklaşmaya da gerek yok. bize çok yakın yerlerde yaşamış stoacılar diyor ki bizi üzen, olaylar değil onlarla ilgili yargılarımızdır.

    ama spinoza buna itiraz ediyordu. bir duyguyu ancak daha güçlü bir duyguyla bastırabiliriz diyordu. en güçlü duygu da tanrı ya da doğa sevgisidir. (tezimde bunları yazacaktım güya)

    bence stoacılar haklı. budistler de. zaten pek benziyorlar birbirlerine. misal, marcus aurelius, ta eis heauton adlı kitabında resmen pratitya samutpada'dan bahsediyor. acaba iskender'in hindistan seferi sonucunda böyle bir etkileşim mi oldu diye merak ediyor insan. muhtemelen olmuş.

    işte bunlar "analitik" "filozof"ları hiç ilgilendirmiyor. felsefeden kalanları bilime nasıl yamarız da bir an önce emekli oluruz derdindeler :-)

    YanıtlayınSil
  2. özlem duymak zayıflık değildir, olmamalı...

    YanıtlayınSil
  3. değil; içinde tutamamak zayıflık bence, yazmadan edememek.

    YanıtlayınSil
  4. yazmadan edememek de zayıflık değildir: yazmadan edemediklerine bir bak. seni zayıf düşüren şeylerle mücadele etmek ya da onları yazı yoluyla belirlemek, onlar üzerine düşünmek, onların etki alanını anlamaya, görmeye çalışmak: yazmak; zayıf düşürenlerle, zayıflıkla mücadele etmek için bir yol. yazmadan edemiyorsan, mücadele etmeden duramıyorsun demektir. zayıflıktan kurtulmak için ondan korkmadan onu dile getirebilmek, onu ifade edebilmek, benimsemek gerek. tüm bunları da yazarak yapabilirsin. iyi bu.

    YanıtlayınSil