2 Ocak 2012 Pazartesi

Much ado about nothing #17


2012…ee?! Ee’si var mı, yarın işe başlıyorum. Daha ne olsun.

Bu yıl başını da atlattık. Örf ve adetlerimize uygun olarak, cnbce’nin verdiği geleneksel VS defilesini izleyerek geçirdik bu yeni yılın da ilk dakikalarını. Trivial Pursuit durduğu yerden çıkarıldı ama hiç oynanmadı; wii de pek tutmadı. Arkadaşın yeni sevgilisiyle tanışıldı, ortamda olmadığı anlarda kafa kafaya verilip değerlendirmeler yapıldı. Herkesi sevmek gibi bir sabıkam olduğu için benim görüşüm pek ciddiye alınmadı. “Hiçbirimizin diğerine verecek aklı yok ama” diye başlayan sağlam bir ayar alındı. Yalnızca çok yakın arkadaşların birbirlerine sarf edebilecekleri sert tespitler ve ağır cümleler sıralandı, akabinde kadehler tazelendi. Bazı televizyon kanallarının gösterdiği eski yılbaşı görüntülerine takılındı; yirmi yıl öncesinin Ajda’sı, Bülent Ersoy’u, Erkan Yolaç’ı, Cenk Koray’ı izlenirken çocukluğa dönülüp geri gelindi. Boğaziçi’ndeki işgal değerlendirildi, endişeler dile getirildi. Uzaktaki yakınlarımızla telefon bağlantısı kuruldu, duygusallaşıldı ama belli edilmedi. Telefon bağlantısı kurulmayanlar oldu, onlara da içten iyi seneler dilendi. Ortam dört çift artı ayşec.’den müteşekkil olduğu için ilerleyen saatlerde arkadaş ve yeni sevgilisi tarafından evlat edinilip house party’lere gidildi. Kadıköy barlar sokağında elde bira takılınırken eski sevgiliyle karşılaşıldı, evlenmeyi düşündüğü yeni sevgilisinin homurtulu bakışlarıyla çok eğlenildi ama belli edilmedi. Genç ve bekar kitle içinde süren ekmek savaşlarına tanık olundu, gülümsenip geçildi. Gülümsemeden yüz bulup yazan arkadaşlar itinayla uzaklaştırıldı, iyice kadere bağlamaya başlayan bekarlığa halel getirilmeden sabaha karşı sağ salim eve dönüldü. Bilgisayarın açılması beklenirken, kıyafetle, makyajla ve hatta lensleri bile çıkarmadan kanepede sızılıp kalındı. Baş ağrısıyla uyanıldı, inatla ağrı kesici alınmaksızın biraz daha uyundu.

Evet, aşağı yukarı böyle geçti. Komşum olan arkadaşımla evde oturup viski ve cin eşliğinde Godfather’ı izleyeceğim yerde epey aksiyon içinde bulmuşum yine kendimi. Yaşlılık iyi halbuki, hiçbir şikayetim yok benim. Ev iyi, ev iyi. Bir dahaki sene kimse çıkaramaz beni evden. Ev ev gezerken, on liralık şemsiyeye sahip çıkayım derken Hindistan’dan aldığım canım kaşmir eşarbı da ekmişim bir yerde, sinir oldum.

Neyse yani, yarın işe başlıyorum. En acayip, en süper gelişme bu bence. 

7 yorum:

  1. kovalar 2012 yılında bunalımdan çıkıcakmış. astrologlar ağız birliği etmişçesine bunu söylüyor. burçlara inanırım ama fala inanmam. öte yandan "insanın karakteri (onun) kaderidir" gerçeği var. inansam mı acaba?

    YanıtlayınSil
  2. burçlara yeni yeni inanıyorum ben, susan miller filan okuyorum ciddiyetle. teraziler için de pek ümitli teyze ama bakalım. kader demeyelim de bir belirleyicilik var elbette.

    YanıtlayınSil
  3. hadi bakalım hayırlı işler :)

    YanıtlayınSil
  4. haa 23 eylül'müş. o zaman başak etkisi de vardır sende. yandan "doğum günü" tag'ine tıkladım da :-)

    YanıtlayınSil
  5. bugüne kadar bir başaklığımı görmedim aslında. duble teraziyim baya :)

    YanıtlayınSil