1 Temmuz 2010 Perşembe

Akasya Kokulu Sabah

Bugün o gün sevgilim.
Sebepsizce mutlu olacağımı söyledikleri sabah bu sabah. Satırlarımdan içine bak gözlerimin, sana gülümsüyorum.
Gülümseyerek uyanmadım, çünkü hiç uyumadım. Güneş doğar doğmaz düştüm yola. Eskiden arnavut kaldırım olan yokuştan inerken o hüzünlü şarkıyı söylüyordu Zuhal. Martıların sesini de duyabileyim diye sesinden çaldım biraz.
Yeniköy’e gitmeye parayı uzatırken karar verdim. Kırık kalpler durağı çalıyordu kulağımda. Şoföre “kırık kalpler durağında inecek var” diye seslendiğimi hayal ettim, “eteğimdeki taşları dökeceğim müsait bir yerde”.
Sahilde indim. Çamlıca tepelerinin ardından yeni yeni yükseliyordu güneş ama İstanbul sis altında, güneşi görmek ne mümkün. Deniz hiç görmediğim kadar durgun. Ne diyordu usta, karıncanın su içtiği. Öyle kıpırtısız, öyle sakin. Birkaç dingin Mozart vardı yanımda. Beraber yürümeye başladık.
Eteklerimde bir yığın yaprakla merdivenleri çıkar gibi ağır, acelesizdi bu sefer adımlarım. Yollardan çıkaracak hırsım, hıncım yoktu. Bir gülümseme yerleşti yüzüme, gitmedi. An meselesidir ya böyle şeyler, işte o an anladım bugünün o gün olduğunu.
Hiçbir şey olmadı halbuki. Zaten öyle güzel bir şey oldu diye değil, her şey çok güzel olacak diye hiç değil. Belki büsbütün boktan olacak hayat, kim bilir.
Toplamadım saçlarımı, bıraktım salınsın akasya ve ıhlamur kokuları arasında. Bıraktım yosunlara, deniz kestanelerine dolansın. Yanımdan geçenlere gülümsedim, uyuyan sokak köpeklerine, uyumayan güvercinlere, serçelere, kargalara. Yani bir şehrin ne kadar mahlukatı olursa hepsine gülümsedim. Sanma ki Yeni Türkü dinliyorum diye, Yeni Türkü dinliyordum cümle mahlukata gülümsediğim için.
Sabah güneşini aldım arkama, yol gitti ben yürüdüm. Geçmişin ne denli geçmiş olduğunu fark edince hayrete düştüm. Ben bütün özürlerimi diledim, bütün teşekkürlerimi ettim. Kimseye borcum yok. Hep vardı, şimdi yok dedim.
İşte böyle, sevgili gelecek sevgili. Tabi mecbur hissetmeni istemem kendini, hatta hiç gelmesen de olur. Ben böyle burada bir türkü tutturmuş yürüyorum. Eşlik etsen de buradayım etmesen de. Bir huzur, bir sükunet ki tarifi ziyadesiyle müşkül.
Sen olsan da aşığım, olmasan da sevgilim. Aşığım yaşamaya, içimde var. Sen bıraksan şimdi beni, yahut hiç gelmesen; o bıraksa; hiç olmasa; sevmese kimse beni, tıpkı senin beni -artık ya da henüz- sevmediğin gibi.. yani başıma yıkılsa dünya, er ya da geç o enkazın altından çıkar gene tutunur yaşamaya, gene sevecek bir şey bulurum ben.
Küçük kadınlar inadına güçlü olurlar bir tanem. Kimi kısa adamların kasılarak yürümesine benzer bu ayakta kalma sendromları. Ne kadar yıkılsalar gene de vazgeçmezler çok sevmekten. Bir adamı, bir şarkıyı yahut bir sabahı.
Demem o ki, bugün o gün sevgilim. Görüyorsun ya ben senin gibi değilim. Mutlu olmak için, umutlu olmak için, huzur dolmak için ihtiyacım yok sebebe. Sabah olur ben aydınlanırım, böyle bu. İstersen tut elimi gel beraber gülümseyelim, istersen hiç gelme kal orada. Gelmeyeceksen yazık.. ki gelmeyeceksin.
Gözlerimin ta içine bak satırlarımı aralayıp, ışıl ışıl gözlerimle gülümsediğimsin. Ne taze bir bahar, ne gamlı bir hazan. Gamlı bir bahar gibi durgun, vakur ve sevdalı bakıyorum içine gözlerinin. Bir türkü tutturdum. Kendi halimde. Onu söylüyorum.
Sevdiğim, bugün o gün.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder