15 Kasım 2010 Pazartesi

Beni beni, ayşec.'ini!

Aynı akşam –o da bu akşam- iki farklı blog aynı şeyi söyledi bana: “Tabi ki yalnız değilsin salak!”. Biri bir şiir alıntısı, diğeri açık bir mektup. Bazen nasıl da boğulabiliyoruz kendi içimizde, hayret… Kimi can acısı bencilleştiriyor insanı, salaklaştırıyor. Bir senin canın yanıyor o zaman, bir sen ağlamak istiyorsun sabahtan akşama-akşamdan sabaha kadar. Bir sen böyle hissediyorsun, bir senin başına geldi gelen. Senden başka herkes kalp yerine demlik taşıyor zaten değil mi? Allahın küçük depresif minör burjuvası!

“Hiçbir şey bitmiyor” diye başlıyor mektup. “Utanma!” diyor şiir, “ayıp değil ki bu, bak ben utanıyor muyum?”. Ben utanıyorum. Hem de çok utanıyorum artık. Ne böyle olmayı yedirebiliyorum kendime, ne de başka türlü olabiliyorum. Ağırıma gidiyor velhasıl.

Ortak insanlık durumu demiştim ya…bir açık mektuba da bu derece ortak çıkabileceğimi düşünmemiştim. Bir üstüme alındım ki bu kadar olur. Biri bana akıl fikir versin ne olur. Resmen cevap yazmak geldi içimden. Sonra gene utandım biraz, o kadar açık yazamadığım için. Sonra yepisyeni bir aymayla baş başa kaldım, zira geçmiş diyor adam, geçmiş. Kabullenebilir, sevebilirsin ancak. O zaman bir dank sesi geliyor benim saksıdan: Senelerce hesaplaşa hesaplaşa kendimi yiyip bitirdiğim geçmişe saygımı yitirdim ben. Hani şu herhangi bir şeye, herhangi birine duyulması ve dâhi gösterilmesi gereken asgari şeyi. Bu sonbahar, geçmişe olan saygımı ve gelecekte belki de beni sevme gafletine düşecek insanlara duyabileceğim güveni alıp götürdü. Ben şimdi kime kızayım? Yok arkadaş yıllardır içim kurudu medeniyetten, bir şiddet yükseliyor ki içimden anlatamam. Vargücümle itesim, tokat atasım, yumruklayasım, kan çıkarasım var. Dünyanın bütün “seni seviyorum ama vazgeç benden” diyen adamları, birleşin! Hepinizi bir kazana atıp kaynatmak gerek zira.

Yazık ki içimden gelen hiçbir şey gerçekleşmeyecek. Ne dev bir kazan kaynayacak, ne de kan akacak. Sonsuz bir sükunet içinde ben ve meşhur aymalarım baş başa kalacağız. Bu akşamki iyiydi ama. Güç verdi. Çok sevdiği, çok sevildiği ama çok da yanıldığı için utanır mı insan? Vazgeçildiği, vazgeçmesi gerektiği için başını gömecek kum arar mı? Her şey tamam, amenna da aptal olmak mı kendime bir türlü yediremediğim acaba? Kıçın büyük, kafan yamuk gibi bir şey değil ki bu. Aptallık…korkunç bir şey. İnanmak affedilir şey değil. Günün sonunda gene kendime patlıyorum yani. İşte o günün sonunda, en azından yalnız olmadığımı söyleyen iki blog görünce…tabi bu benim okumam, yoksa yazanlar akıllı fikirli adamlar. Metinlerle konuşuyorum ben, daha doğrusu metinler sövüp sayıyor bana. Ben de boynumu büküp “haklısın abi” diyorum…ne diyem Mahmut mu diyem.

Şimdi tamam hepsine eyvallah da…bugüne kadar yaşamış bütün insanların öldüğünü ve bundan sonra da öleceğini bilmek mesela, hafifletir mi bir gün yok olacak olmanın acısını? “Ha tamam o zaman”  deyip geçebilir mi insan? Yok olacaksın ulan, var mı ötesi? Bugüne kadar milyarlarca insan ölmüşse bana ne. Ben öleceğim, ben (“Beni beni, Bihter’ini” tonlamasıyla da yazdım, tam oldu! E tabi insan senelerini dramaya vakfedince ister istemez cıvatalar gevşiyor sonunda, yapacak bir şey yok).

Hani herkes birilerinin yarasını taşıyormuş ya uzaklara..bence Mayıs’ın her 6’sı kadar kan kırmızısı, yerçekimli bir karanfil o yara. O da yanık yanık koksa keşke ama değil, anılacak şey değil. Çaresiz geliyor işte aklıma.


http://fizy.com/#s/15761u (bir masalın sonunda ölüme aşkını anlatan bir kadın)

5 yorum:

  1. "inanmak affedilir şey değil" demişsin ya, al benden de o kadar.

    o seni normalleştiren, inandığın için kendini suçlu hissetmemeni sağlayan bloglara benimki +1 di, fakat 6 aylık bir bölümünü sildim. hayatından silemiyorsun tabi ama blogtan sildim en azından.

    YanıtlaSil
  2. biraz ikilem aslında değil mi? yani yazarak daha çok gerçekliyorsun sanki ama yazmazsan da içten içe zehirliyor gibi. yazsan bir türlü yazmasan bir türlü.

    bilgisayar "delete", "sonsuza kadar sil", "beni hatırla", "beni hatırlama" vb. şeyler soruyor ya bazen, inanılmaz ciddiye alıyorum ben o şeyleri. daha doğrusu keşke gerçek olsaydı diyorum, o yüzden acıklı geliyor. "bu kişiyle geçmişi sil" hatta "blokla ve sil" mesela.

    ooh bitti gitti, sen sağ ben selamet. sonra açarsın word'ü, mis gibi "yeni sayfa", hatta "yeniden başlat", hatta format at gitsin. bir nevi spotless mind teknolojisi.

    YanıtlaSil
  3. bilgisayardan sildiğiniz verilerin aslında hemencecik silinmediğini, üzerine yeni veriler yazılana dek hard diskinizde kaldığını biliyor muydunuz? [ kıssadan hisse :]

    YanıtlaSil
  4. hah işte şimdi içimize su serpildi :)

    YanıtlaSil
  5. :) demek ki unutmak için üstüne yeni şeyler yazmak lazım!

    bir ara bilim insanları bilgisayarı çalışırsak insan beynine dair çıkarımlar yapabiliriz gerzekliğine düşmüşler. sonra vazgeçmişler allahtan da. bence bu denenebilir bir şey. çoğu insan der zaten yerini doldurursan ancak unutursun diye. fakat tam iyileşmeden yapmamalı. http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=7889084

    YanıtlaSil